Her yeni bir bebek ayrı bir ferttir

Her yeni bir bebek ayrı bir ferttir

Her yeni bebek, başından itibaren kendine has karakteristikleri ve yetenekleriyle ayrı bir ferttir. Ona, herhangi bir yetişkine duyduğunuz saygıyı duymanız gerekir. Tek bedende çıktığı­nız dokuz ...

Her yeni bir bebek ayrı bir ferttir

Her yeni bebek, başından itibaren kendine has karakteristikleri ve yetenekleriyle ayrı bir ferttir. Ona, herhangi bir yetişkine duyduğunuz saygıyı duymanız gerekir. Tek bedende çıktığı­nız dokuz ...

Her yeni bir bebek ayrı bir ferttir
10 Aralık 2010 - 20:10

Her yeni bebek, başından itibaren kendine has karakteristikleri ve yetenekleriyle ayrı bir ferttir. Ona, herhangi bir yetişkine duyduğunuz saygıyı duymanız gerekir. Tek bedende çıktığı­nız dokuz aylık yolculuğunuzu, harika bir baş­langıç olarak kabul edip, şimdi birbirinizi daha yakından tanıyacağınız ve ömür boyu sürecek olan başka bir yolculuğa çıkmakta olduğunu­zun farkına varın.

Bu duyguya çok mu yabancısınız? Nasıl üs­tesinden geleceğinizi bilmiyor musunuz? Baş­langıçta garip hissetmeniz doğal. Yumuşacık başını şimdiden kaldırmaya çalışması ne tuhaf değil mi? Her bebek farklıdır. Bazısı annesinin göğsünde ya da omuzunda yatmaya bayılır; ba­zısı beşikteymiş gibi annesinin kollarında sallanmayı yeğler. Dolayısıyla bebeğinizin nasıl rahat hissettiğini önceden bilmeniz olanaksız. Bunu ancak o size söyleyebilir.

Sanırım bebeğinize karşı dikkatli ve yumu­şak davranmanızı söylememe gerek yok; bunu zaten içgüdüsel olarak yapacaksınız. Bebeğini­zin bu dünyaya gelene kadar karnınızın içindeki suyun içinde, herhangi bir tehlikeye maruz kal­maksızın, huzurlu bir dönem geçirmiş olduğunu unutmayın. Bu sebeple ani hareketler onu ürkü­tebilir; alışık olmadıkları şekilde hızla kucaklan­dıklarında kollarını iki yana kasarak açıp, başla­rını öne doğru kaldırmaya çalışabilirler. Bu ne­redeyse tüm canlılarda var olan ve doğuştan ge­len düşme korkusu ile alakalı. Mesela tüyleriniz olsaydı, tıpkı bir maymun yavrusu gibi tüyleri­nize yapışırdı.

Hem bebeğinizin rahat edeceği, hem de sizin onun yüzünü tam olarak görebileceğiniz pozis­yonu bulmanızda fayda var. Bir elinizle başını tutarken, diğer elinizle kalçasını destekleyerek, yüzü yüzünüze bakacak şekilde ona rahat bir ortam sağlayabilirsiniz. Ya da otururken bacak­larınızı, onun sırtını yaslayabileceği bir duvar sekline getirebilirsiniz. Hafifçe yan yatırıp yanı­na da uzanabilirsiniz. Onun her halini bir an ev­vel ezberlemeye çalışın, minik bebeğinizin iç dünyasında neler olup bittiğini, tıpkı bir yetişkininki gibi yüz ifadelerinden anlamaya çalışın.

Yeni doğan bebeklerin genelde bilgece ba­kışları vardır. Belki gerçekten çok şey biliyorlardır. Akrabalarınız, arkadaşlarınız, ” ah, o daha minicik 40 güne kadar hiç bir şeyi göremez “, “bak! Nasıl da gülümsüyormuş gibi görünüyor, hâlbuki gazı var sadece. Ne anlayacak da, neye gülecek”, “oh, birkaç ay böyle kedi gibi mama­larını yiyip uyurlar sadece” gibi söylemlerine inanmayın sakın. Tamamen yanılıyorlar.
Minik bebeğinizin, ilk andan itibaren bir bi­rey olduğunu bilmenin keyfini çıkarın. Çalış­malar yeni doğan bebeklerin görebildiklerini, duyabildiklerini, tadabildiklerini, koklayabildiklerini, hissedebildiklerini ve düşünebildiklerini göstermektedir. Yeni doğan bebeklerde, anne­lerle aralarında kopması güç bir bağ oluşturma­yı sağlayan muhteşem bir yetenek var. Bu bağlı­lık yalnızca bebeğinizin size olan bağımlılığı şeklinde algılanmamalı; o şey her neyse sizi de akıl almaz şekilde bebeğinize bağlıyor. Bunun tek bir açıklaması olabilir: Bebekler anne-babalarını kendilerine âşık eden bir iksirle dünyaya geliyorlar.

Bebekler, en az yetişkin insanlar kadar duy­ma kabiliyetine sahipler. Hatta seslere daha du­yarlıdırlar. Yüksek seslerden ürkerler. Kadın se­sini daha yatıştırıcı bulurlar. Henüz yirmi otuz günlükken sizin sesinizi, yabancı bir kadın sesin­den kolaylıkla ayırt edebilirler. Minik bebeğini­zin işitme duyusuyla ilgili yetenekleri bu kadarla sınırlı da değil. Çevrelerindeki sesleri kolaylıkla engelleyebilirler. Mesela elektrik süpürgesi çalışırken veya yüksek sesle müzik dinlenen bir ortamda uyumaya devam edebilir­ler. Dahası, siz konuşurken ses tonunuzdaki iniş çıkışlara karşılık verirler. Bebeğinizin yüzüne, yüzünüzü yaklaştırıp konuşmaya başladığınızda, başını sizin konuşmanızla eşzamanlı olarak ha­reket ettirir. Bu gizli “dans”, ancak çok dikkatli bir şekilde gözlemlendiğinde anlaşılabilir. Bunu fark edin ya da fark etmeyin, bebeğinizle konuş­manın önemini es geçmeyin. Henüz daha birkaç günlükken bile, sizden öğreneceği çok şeyi ol­duğunu unutmayın. Sizin dudak hareketleriniz ve tonlamalannız konuşma derslerinin başlan­gıcı olarak kabul edilir.

Tat ve koku alma duyusuna gelince, bebek­ler sanki dünyaya anne sütüne âşık olarak gelir­ler. Koku alma duyulan sayesinde de, sütün kay­nağının yerini kolaylıkla bulabilirler. İlginç olan her bebeğin kendi annesinin sütünün kokusunu tanıması. Mesela iki yeni bebeğe, iki ayrı anne­ye ait olan göğüs pedi koklatsanız, ikisi de ken­di annesininkini emmek ister. Acıkmış olan be­beğinizi kollarınızda tutsanız, başını göğsünüze doğru çevirip, göğüs ucunuzu kolaylıkla bulabi­lir.

Küçük bebeğiniz acıktığında bunu hisseder ve ne yapacaklarını çok iyi bilirler. Ağızlarını açıp, kafalannı sağa sola çevirip meme ucunuzu ararlar. İlk başlarda, kendi elleriyle yanılma ih­timalleri yüksektir ama istedikleri tadı parmak­larında bulamadıklarında, yanlış izin peşinde olduklarını anlayıp, sizin yardımınızla istedikle­rini elde edinceye kadar ağlamaya başlarlar. Be­beğinizin öncü işaretlerini dikkate alıp, ağlama­sına gerek kalmadan ihtiyacını karşılamak sizin elinizde. Bu şekilde hem bebeğinizin daha sa­kin olmasını sağlarsınız, hem de istediği şeyleri elde etmek için ağlamak zorunda olmadığını ona öğretmiş olursunuz.

Bebeğinizi tanımak için en uygun zaman, onun “sessiz alarm” da olduğu anlardır. Gözleri açık, sessiz ve nispeten hareketsiz olduğu anlar, bebeğinizin gözünüze en büyülü geldiği anlardır. Bu hal genellikle doğumdan hemen sonra göz­lemlenir. İlerleyen günlerde de, siz davranışları­nızla ona kendi kendini kontrol etme alışkanlı­ğını kazandırmazsanız, azalarak yiter. Dolayı­sıyla bebeğinizi etrafı süzerken yakaladığınız­da, öğle yemeğinizi ya da arkadaşlarınızla soh­beti bir kenara bırakıp, bebeğinizi tanımanın key­fini çıkarmalısınız.
Bebeğinizi tanımak için kalbinizin sesini din­leyin. Bu dünyada, bebeğinize sizden daha iyi ba­kacak kimse yoktur. Onun ne hissettiğini, neye ihtiyacı olduğunu en iyi tahmin edecek olan kişi sizsiniz. Uzmanlar (doğum hemşireleri veya an­neniz) size sürekli ne yapmanız gerektiğini söy­ler dururlar. Verdikleri tavsiyeler, şüphesiz de­ğerlidir ama bebeğinizi kucağınıza aldığınız an­dan itibaren onun uzmanı siz olursunuz, onunla olan ilişkiniz aylar öncesinden başlamıştır çün­kü.

Bu haber 2032 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x